Kayıtlar

Temmuz, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MAÇEVERA- 4

4: Sorun Evin içerisinde büyük bir sessizlik vardı. Sazlık mahallesinde olanlar söz konusuydu. Yamalı kıyafetlerle oturan insanlar gözlerinin önünde acı bir duyguyla beliriyordu. Nasıl evin bu kadar yakınında olan mahalle dikkatlerini çekmezdi ki? Onlar, insanların güvenliğini gözeten kahramanlar, bunu nasıl gözden kaçırmışlardı? Derken banyonun kapısı açıldı ve biricik geveze, Taufan çıktı. Böylece derin sessizlik daha fazla korunamadı. Gempa mutfakta, nedenini Allah bilir, biraz eli ayağına dolaşmış bir şekilde yemek hazırlıyordu. “Biri ekmek alıp gelebilir mi?” diye sordu ve normal bir sesle sormuş olmasına rağmen, sesi salona kadar gidip, hepsinin kulaklarında yankılandı.  “Eee hanginiz gidecek?” diye sordu Duri kardeşlere, oturduğu koltuktan sarkıttığı bacaklarını çocuksu bir tavırla sallarken. “Hali gitsin, hiç gittiğini görmüyorum.” “Kapa çeneni lamba, ben senin bilmediğin ne işler yapıyorum. Kibrit çöpü -e.n: Blaze'den bahsediyor- gitsin.” “Hayatta gitmem! Ben daha dün gitt...

MAÇEVERA- 3

3: Sazlık Yağmur aynı bir nehir gibi şırıl şırıl yağıyordu. Kara bulutlar sanki ikilinin tepesine üşüşmüş, bir gölge gibi onları takip ediyorlardı. Blaze sokaklarda amaçsız bir şekilde dolaşmaktan sıkılmıştı, Taufan ise inadını sürdürmeye devam ediyordu. "Afedersiniz ama, Gempa'yı gördünüz mü?" Taufan gördüğü her insana bu soruyu soruyordu. Tabii soru şekli, biraz da insanın görünüşü ve yaşına göre değişiyordu. "Gempa kim evladım?" Ve onlar da böyle cevap veriyorlardı. "Bizim gıdaklamayan anne tavuğumuz olur kendisi (y.n: ağağağ çok üzgünüm Gempa hepsi Taufan'ın saygısızlığı)." derdi Taufan, sanki Gempa da buna katılmış gibi gururla göğsünü şişirerek. "Anneni mi kaybettin?" "Öfff, hayır, teşekkürler..." Ve böylece diğer bir kişiye soru geliyordu.  Bir süre böyle devam etti, ta ki yıkık dökük bir mahalleye gelene kadar. Çoğu evin boyası akmıştı. Kapılarının önüne eski çarşaflarla gölgelik yapmış insanlar, dilenci gibi bağdaş kurm...

MAÇEVERA- 2

2: Kayboluş Halilintar diğerlerinden çok daha atak davrandı. Az önce duyduğu sesler, kafasında yankılanmaya devam ediyor, onu bunaltıyordu . Arkasından gelen melodi ise oldukça hızlı geçişliydi, takip etmek şöyle dursun, başını döndürüyordu. Trajik bir şey olacakmışçasına endişeli hissediyor, demirden bir pençe kalbini sıkıyordu . Ses çıkarmamaya çalışarak, parmak uçlarında yürüdü ve  ablasının odasına girdi. Dijital piyanoya uzandı ve 'DOO'... Paniğe kapılarak, parmağını yanan bir köz parçasına dokunmuş gibi hızla çekti ve birinin onu duyup duymadığını anlamak için, bir süre sessizce durdu. Ardından sesi kısıp melodiyi çalmaya çalıştı. "Nınnırnnırı" Mırıldanırken bambaşka birine dönüştü. Kendini kaptırmış, parmaklarını sanki her gün piyano çalıyormuş gibi, ezbere bir şekilde hareket ettirmeye başlamıştı. "Üç defa sarı, beş defa siyah, sonra bir kez sarıda dur, sonra yedi kez kırmızı, ardından iki defa mavi." Piyano renkli ışıklar saçtı. Tuşlar kendi kendine...

MAÇEVERA

Yazarın notu: Karakterleri öğrenmek için kiranafuychi.com tanıtım yapmaya üşendim. Beste karakteri ise yedizkerin ablası olarak eklenmiştir. Çocuksu ve enerjik karakteri ile beni temsil etmektedir. Özel gücü ise her sesi çıkarbilen similasyon ile görünen dijital bir piyanodan kaynaklanmaktadır. Bölüm 1: Maceraya Başlıyoruz Oturma odasından 'ahh' sesleri yükseldi. Beste ve Solar birbirlrine baktılar. "İşte uyandılar." diye gülümsediler ve kıkırdadılar. "Ben burada mı uyudum?" diye sordu Gempa inleyerek ve bir tek kendisinin bu durumda olmadığını fark etti. "Yoksa siz—" derken uyanık ikiliye ölümcül bakışlar fırlattı.  "Yo yo hayır, biz değildik." dedi Beste panikleyerek. "Açıkçası ben de burada uyandım."  "Saat gece birde mi?" diye sordu Gempa boş gözlerle bakarken. "Ne bekliyorsun? Ben gece birde uyumam." diye homurdandı Solar, biraz kendini beğenmiş bir ifadeyle. "Hehe, biz gececiyiz." diye şakacı ...

Ankolge (Kamp ateşi hikayesi)

         Kamp ateşinde anatılır gibii yazılmıştır. Uydurmadır ancak yinede korkabilirsiniz.      Herhangi bir mağarada çıkabilecek en korkunç şeyin pis kokulu iri gövdeli sivri dişli koca bir ayı olduğunu zannedersiniz. Ancak gerçekler bambaşkadır. Ayıyı kendi yuvasından çıkartacak şey yemek yemek değil Ankolge'dir. Koca başlı pis ayıyı korkutan bu canavarın hikayesini öğrenmek ister misiniz?Ne diyorum ben istemesenizde anlatacağım. Hihahahahahaha.     Ormanda kamp yapmaya gelmiş bir kaç cesur maceracı gece dörtte küçük bir yürüyüşe çıkarlar. Gece dört mü dediğinizi duyar gibiyim. Bölmeyin lafımı uyumayı sevmiyorlar demek ki.Maceracılar çimenlerin rüzgarda çıkan hışırtısını takip ederek blokmuşçasına üst üste dizilmiş taşlara rastlaar. Ancak orası balta girmez ormanıdır ve kendilerinden başka bu tehlikeli ormana girmeyi cesaret eden olmamıştır. Heyecanla bunu kimin yapmış olabileceğini konuşurlar. Belki de yeni bir tür hayvan keşfetmişle...

bir tiyatro

      Atina'da herkes gülücük saçıyor. Mutlu yüzler göze çarpıyor. İnsalar birbirleri ile neşeyle konuşuor. Konu ciddi Atina'ya tiyatro geliyor.     "Bu iş iyice ciddileşti." diye ilgi çekiyordu Anıktos. Atinalılar için huysuz bir amcaydı. "Peki yine anfitiyatro yaparlarsa. O zaman ne ederiz." sesi endişeli bir şekilde titriyordu. Şehrin ortasında ciyak ciyak bağıran düdüklü bir tencereye benziyordu.     Şehirde kimse Anıktos'u dinlemedi. Genellikle yanlış şeylere odaklanırdı. En son serçelerin aslında gizli ajanlar olduğunu iddia etmişti. Ondan öncede toprağın altında kötü kokulu turuncu kabarık tüylü bir canavar olduğuna yemin etmişti.     Tiyatro zamanı gelince birkaç adam öne çıktı. Sahne meydanında yüksek sesle alkışlandılar. Çığlıklar kulaklarda yankılanıyordu. Meydandaki adamlardan biri arkasından maske çıkardı. Bu mutlu bir maskeydi. Derken oyun başladı. Karakterler duygularını bu yüz çizilmiş maskelerle ifade ediyorlardı.   ...