Kayıtlar

Ağustos, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dergi Mudita

Resim
  Bugün size benimde yazarlık kadrosunda olduğum bir dergiden bahsedeceğim. Dergi Mudita.    Mudita, sanskritçe bir kelimedir. Başkalarının sevinci ile mutlu olabilmek anlamına gelmektedir.    9-13 yaş arası çocuklar çizerlik ve yazarlık atolyelerine giriyorlar. Ardından bu derginin yazarı çizeri hatta editörü oluyorlar. Dolayısıyla yazarlık kadrosu çocuklardan oluşuyor.   Tuğba Coşkuner'in başlattığı bu proje çocukların yazmak ve resimlemek için yeterli olanağı sağlıyor. Çocuklar çöpe atılacak kağıtlara yazmak yerine herkesin okuyabileceği bu dergide kalıcı bir iz bırakıyorlar.   Dergi ise ücretsiz olarak herkes tarafından internette okunabiliyor. Okumak için linke tıklayın.  👇👇👇 https://l.instagram.com/?u=http%3A%2F%2Fwww.dergimudita.com%2F%3Ffbclid%3DPAZXh0bgNhZW0CMTEAAaZy_qP62IvAakRCisbYxrNgtkjLv6BKo02tXPXvpGkTBSLrGAiCgKK3F6s_aem_MAaPGYaz7Pag8oX2NaCenQ&e=AT0giw3RDarBSXOi84bUaqe_bLF0rv1Ygb-jY0YK4gXOd04zfi-Ma_phlAwiNDAlbqma-2...

Sağdaki Dükkan (dergi mudita)

Resim
O-ku-ma bay-ra-mı. Herkes arkamdan övgüler yağdırdı. “Nasıl da okudu canım kızım, aynı ben,” “Hayır, bana çekmiş,” dediler. “Çok büyük bir şey yaptım herhâlde,” diye düşüncelere daldım. Gelecekteki hedefime yani pilotluğa bir adım daha yaklaşmıştım.     “İstediğin bir şey var mı?” diye sordu annem. Tabii, ensevdiğim kısımlardan biri hediye. Aklımı yakacak kadar düşündüm. O çocuk aklımla istediğim en iyi şey bir oyuncak olmalıydı ama değildi. “Taşınalım!” diye haykırdım. Etrafımdaki herkes kahkahalara boğuldu. “Bir çikolata sözümüz olsun,” dedi annem. Şu sınırlamalardan daha bir yaşındayken nefret etmiştim ve hâlâ da ediyordum. “Hayır, ben taşınmak istiyorum!” diye bağırdım. Beni ciddiye almıyorlardı. Dinlemiyorlardı ve sanki komik bir şey söylemişmişim gibi aralarında kıkırdıyorlardı. Acaba pilotluğu bırakıp palyaço mu olsam, çünkü herkes gülüyor bana.    “Neden taşınmak istiyorsun ki?” diye sordular. Ancak bunun cevabı fazlasıyla netti ve bunu zaten...

Küçük işçilerin büyük işi (dergi Mudita)

Resim
Kedilerin miyavladığı, köpeklerin havladığı ve insanları korkutan arıların iğnelerini sallayarak vızıldadığı bir gündü. Bütün çocuklar bahçede top oynuyordu. Top çocuklardan bıkmış, artık Topya’ya (topların çocuksuz yaşadığı yere) gitmek istiyordu. “Hey! Omuzunun üzerinde bir arı var!” diye çığlık attı Nehir, Faruk’u göstererek. Çocuklar kaçıştılar. Çalıların arkasına saklanıp korkarak arının gitmesini beklediler. Arılar gidince ise saklandıkları yerlerden çıkıp oyunlarına devam ettiler.    Nehir’in arıya alerjisi vardı ve arılar hep onu buluyordu. Kendisini yüz altmış iki kez arı sokmuştu. Bu yüzden diğer çocuklar gibi arı düşmanıydı. “Biz hayatımızı arılardan korkarak mı geçirmek zorundayız? Neden korkarak yaşayalım ki? Onlar bizim canımızı acıtıyorlar, biz de onlarınkini acıtmalıyız!” diye bağırdı Nehir topu fırlatırken. Sena başını sallayıp Nehir’i desteklerken “Evet, onları toplayalım,” dedi. O gün bütün çocuklar, annelerinden gizli bir şekilde kavanozları ald...

Altın Günü Planı (Dergi Mudita)

Resim
Küçük, tozlu odanın içinde; masanın başında Mine, ayaklarını yere vura vura en yakın arkadaşlarının gelmesini bekliyordu. Fırından yeni çıkmış kekler, susamlı poğaçalar, börekler, kısırlar ve nefis kurabiyeler hazırlamıştı. Ev halkını ise evden üst kata göndermişti. Tam sıkıntıdan patlayacağı esnada Sena’nın, Maviş’in ve Rana'nın içeriye girdiğini gördü. Hızlıca kapıya koşup misafirlerine “Hoş geldiniz!” dedi. “Seninki fenaymış. Evin duvarlarını bile boyamış,” dedi Sena. Genellikle “Hoş bulduk,” demeden önce söylenirdi bu. “Niye? Bence güzel boyamış, çiçekler çizmiş baksana,” dedi Mine. Sena’nın evini kıskandığını düşünüyordu. “Hadi, önce altınları koyun bakalım. Adı üstünde 'Altın günü.'” Diğerleri Mine’nin dediğini yapıp altınları koydular. Hiç kimse anlamıyordu. Nereden buluyorlardı bu altınları? Mine, hemen yiyecekleri masaya koydu. Her zaman yaptıkları gibi haftanın durum değerlendirmesiniyaptılar. “Tam ortalığı süpürüyorum, Dev evi düşürüyor. Tadilat yapma...

Stok ücreti

    Mahallenin derinliklerinde belediye başkanı umutsuzca yürüyordu. Etrafına bakıyor ofkayıp pufluyordu. Asfaltı yaptırmamasına rağmen ayağına çamur bulaşmamıştı. Sadece yürüyor ve insanları yan gözle gözetliyordu.     "Başkanım. Başkanım" belediye başkanı görmezden geldi yanına gelen şikayetçiyi. Çabalıyordu mahalleyi güzelleştirmek için ama olmuyordu işte.    "Başkanım kıtlık sıkıntısı devam ediyor. Herkes bakkal önünde sıra olmuş ama sadece tuvalet kağıtları var."     Belediye başkanı "Git başımdan" dedi. Düşünmesine izin verilmeden sıkıntıları nasıl çözecekti ki. Kıtlık mıtlık yoktu sadece bazıları fazla oburdu.    Belediye başkanı telefonu açtı ve bir şeyler mıy mıyladı. Bir süre cevap için endişelenip kararsızlığı gömüldükten sonra "tamam" deyip telefonu kapattı.    Ertesi gün büyük gürültülü ses nedeni ile herkes sabahın köründe kalktı. Sesin nereden geldiğine koştular. Gördükleri şey karşısında mahallenin ortasına...