MAÇEVERA- 4
4: Sorun
Evin içerisinde büyük bir sessizlik vardı. Sazlık mahallesinde olanlar söz konusuydu. Yamalı kıyafetlerle oturan insanlar gözlerinin önünde acı bir duyguyla beliriyordu. Nasıl evin bu kadar yakınında olan mahalle dikkatlerini çekmezdi ki? Onlar, insanların güvenliğini gözeten kahramanlar, bunu nasıl gözden kaçırmışlardı?
Derken banyonun kapısı açıldı ve biricik geveze, Taufan çıktı. Böylece derin sessizlik daha fazla korunamadı.
Gempa mutfakta, nedenini Allah bilir, biraz eli ayağına dolaşmış bir şekilde yemek hazırlıyordu. “Biri ekmek alıp gelebilir mi?” diye sordu ve normal bir sesle sormuş olmasına rağmen, sesi salona kadar gidip, hepsinin kulaklarında yankılandı.
“Eee hanginiz gidecek?” diye sordu Duri kardeşlere, oturduğu koltuktan sarkıttığı bacaklarını çocuksu bir tavırla sallarken.
“Hali gitsin, hiç gittiğini görmüyorum.”
“Kapa çeneni lamba, ben senin bilmediğin ne işler yapıyorum. Kibrit çöpü -e.n: Blaze'den bahsediyor- gitsin.”
“Hayatta gitmem! Ben daha dün gittim seni elektrik kafalı (e.n: ehh iyi açıdan bakın, küfür etmiyorlar).”
“Aaaah, iş başa düştü.” diye ofladı Duri, tartıştıkları için hiçbirinin duyamayacağı bir şekilde. Dikkatsiz yürüyüşünden ve saf tavırlarından dolayı tek başına sokağa çıkmasına genellikle izin verilmezdi, bu yüzden gizlice dış kapıya yöneldi. Lay lay lom yürüyüşüyle sokaklarda paytak paytak yürüdü ve çok merak ettiği sazlık mahallesine ulaştı.
Yamalı kıyafetler giyen insanlar, oradan oraya koşan zayıf, yoksul çocuklar arasında kendini oldukça ciddi hissetti. Minik bir fırına girdi. Kapısı düzensiz dizilmiş tahtalarla çakılmıştı. Ancak içeriden mis gibi ekmek kokusu geliyordu. Duri iki ekmek aldı ve teşekkür ederek bozuklukları satıcıya uzattı.
"İki ekmek aldım, eve gidiyorum... Biri küçük biri büyük iki ekmek aldım..." Bir ışık gözünün önünde parlıyordu. Telaşla eline yumru bir taş aldı ve fırlattı. Endişeli gözlerle koşarken, kendisini kötü hissediyordu.
“Ahhh!” diye çığlık attı ve yere yığıldı.
***
“Bahsedilen Sazlık burası anlaşılan.” diye mırıldandı Ais, yorgun bir tavırla sazlığa girerken. Uykulu gözlerindeki sakin ifade, yere yığılmış Duri’yi görünce bir gıdım olsun bozulmamıştı. Rahat görünüşüyle kollarını iki yana sallaya sallaya kardeşinin yürüdü. “Ah önceden söyleseydin keşke, yatağımdan çıkmazdım.” dedi hafif alaycı bir tonda ve yerde kıkırdayan Duri’yi kaldırdı. Duri ise bir yandan gülerek, olanları resmen uyduruyordu.
“Ne! Marslı inekler bir damacananın içine girip Dünya’ya düşüp möleme saldırısı mı yaptılar? Takma kafaya, olur böyle şeyler.” dedi rahatlığını bozmadan Ais. O sırada sadece uyumak istiyor olmasına rağmen, çocuksu kardeşinin uydurmalarını dinlemek keyifliydi.
Eve girince şaşkın suratlar onları karşıladı. Kimse Duri'nin evden çıktığını fark etmemişti.
"Ekmek aldık" dedi Duri, neşesi sessizliği yırtıp, açmıştı.
Kimse bu konu hakkında konuşmadı ve nihayetinde kahvaltı yapıldı (dördüncü bölüme kadar geçen süreyi anlayın -e.n: şaka mııııı?!).
Kahvaltının ardından herkes dağıldı. Televizyonu öcü gibi izleyen grup, salonda kahkahalarla okey oynayan grup, sessiz sakin dedikoducu teyzeler gibi olanları izleyen grup.
Bu esnada Duri, Gempa'nın kulağına fısıldadı:
"Gücümü kullanamıyorum."
Devam edecek...
Hacebar.
Y.N: Ağlamak zorunludurrrr (anlayanlar için)
E.N: Okuyuculara sözümdür, hikaye bitince yazarınıza çizim hediye edeceğim. -Embéria Aéris.
Yorumlar
Yorum Gönder