MAÇEVERA- 16
16:
Halilintar konum cihazını çalıştırdı. Yakınlardan sinyal alıyordu. Sinyale doğru yaklaştı.
"İşte tam bu noktayı gösteriyor." diye fısıldadı.
"Naber Halilintar?" diye bir ses yükseldi ve mor bir şey gözlerinin önüne zıpladı.
"Aağağğağağağ!" diye bir çığlık patlattı Halilintar. Ardından çekinerek, korkudan kapattığı gözlerini açtı. "A-Açelya..." diye kekeledi ve bir anda titremeye başladı. Yüzünün ne alemde olduğunu ise bilmek bile istemiyordu.
"Burada ne yapıyorsun böyle gizli gizli?" diye sordu Açelya. Ardından kavak ağacı gibi sallanan Halilintar'ı baştan aşağı süzdü.
"Hiçbir şey yaptığım yok." dedi Halilintar. Ardından pek de iyi yalan söyleyemediğinin farkına vardı. Telaşlanmıştı ve kendini kesinlikle iyi hissetmiyordu. "Sadece Necat için hazırladığınız sinyal bulucu bu yönü gösteriyordu. Ben de buraya geldim."
"Bu yönü gösteriyor çünkü burada yapıldı." dedi Açelya ve kocaman bir kahkaha patlattı. "Se-sen yaniğğ!"
"Üff! Tamam, yaptık bir hata." dedi Halilintar suratını asarak. Yüzü son derece kızarmış ve ne diyeceğini bilememiş bir haldeydi.
Neden sonra buz kesildi ve sus anlamında eliyle Açelya'ya, 'şışşttt' yaptı.
"Ne oldu?" diye sordu Açelya. Gülmeyi kesti ve dikkatle etrafı inceledi. Halilintar'sa parmağıyla gökyüzünü gösteriyordu. Yukarıda minik bir ışık görünüyordu.
"Ah, bu da nedir?" diye sordu Açelya merakla.
"Sessizlik nedir bilmez misin sen?" diye çıkıştı Halilintar fısıldayarak. "Bu aletin Dünya'ya ait olmadığından o kadar eminim ki..."
"Bize de misafirperverlik yakışır o zaman." dedi Açelya tekrar neşelenerek. "Hadi takip et beni de misafirlerimizi selamlayalım."
"Şakacı kızsın haa!..." dedi Halilintar göz devirerek. Ancak Açelya gayet ciddiydi.
Halilintar duraksadı. "Bu işin sonu iyi bitmeyecek ama seni yalnız bırakmayacağım."
Ve Açelya'nın peşinden ilerledi.
"Merhaba, biraz baklava alır mıydınız?" diye bağırdı Açelya. Maçevera'nın özel helikopterine binmiş, havada süzülüyordu.
"Baklava? O ne?" diye fısıldadı Halilintar kaşını kaldırarak.
"Güzel şeylerin en başında baklava bulunur Hali." dedi Açelya ciddiyetle ve bir ip yardımıyla helikopterden aşağı doğru sarktı. Elindeki şerbetli tatlı tabağını uzattı. "İster misiniz?"
"İsterizz!" diye bir ses yükseldi hoperlörden. Ardından aracın kapısı açıldı. İki adam korumasında, gözü haricindeki tüm bölgelerini kapatmış bir kız göründü.
"Baklava." dedi kız bir neşeyle ve tabağı Açelya'dan aldı. "Türkiye'nin en harika şeyi. Kırk kat hamur ile arasındaki fıstığın şerbetle karışımı. Bol da emek ister. Bu hayatımın en büyük deneyimi olacak."
"Ne, baklavayı yemek mi?" diye sordu Halilintar boş gözlerle. Bu garip kızdan hoşlanmamıştı.
"Hayır, önce baklavayla deney yapacağım. Eğer testlerimden geçemezse çöpe atarım." dedi kız az önceki heyecanından iz kalmamış bir şekilde. Sonra tekrar gülümsedi. "Çok teşekkür ederim. Geldiğim gezegende ceviz dışında bir şey yetişmiyor. Sabah akşam ceviz yiyoruz."
Ardından elini uzattı. "Ben Emily."
"Ben de Açelya." dedi Açelya gülümseyerek ve Emily'in elini büyük bir samimiyetle tuttu. Emily'in hızlı konuşmasından sonra onun konuşması kulağa oldukça huzurlu ve sakin geliyordu.
Neden sonra Emily uzay aracına bindi ve onlara göz kırptı.
"Bak, baklava güzel şeylerin başlangıcıdır demiştim." dedi Açelya hayatında gördüğü en asosyal insana. "Yeni bir arkadaş edindik."
Bu da güzel bir şeydi...
Devam edecek...
Hacebar.
Editör: Embéria Aéris.
Ve notu:...
Yaşasın, Emily, canım benim! Halilintar'la iyi bir ilişkimiz olmayacak gibi ama olsun.
Yorumlar
Yorum Gönder