TAUFAN İLE YEDİ GÜN- 3: KARDEŞİM İLE

 3: Kardeşim İle

Alt kısımlarında hafifçe kırıklar olan suluk dönmeye devam etti. Zeminin kayganlığı da eklenince aynı sonic gibi hızlanmıştı. Ancak her saniyede bu hız azalıyordu. Azadı, azaldı...

"Beste, Solar'a soruyor." diye haykırdı Duri, hafifçe zıplayarak.

"İşte bu harika. Seç bakalım Solar, cesaret mi yoksa cesaret mi?" diye sordu Beste her zamanki heyecanıyla.

"Doğruluk tabi ki." dedi Solar rahatlıkla. "Hey, cesaret mi yoksa cesaret mi dedin sen?!"

"Doğruları söylemediğin için bu anlamsız olurdu." dedi Beste. "Böyle sorarak seçimini cesarete yönlendiriyorum. Hadi camdan atla."

"Yapmak zorundasın Solar." dedi Duri, masanın tepesine tünemiş onları izliyor, bir taraftan da hakemlik yapıyordu.

O masumca, "Oyun kuralları böyle." derken ikisi de kıs kıs gülmeye başladı.

"Hadi bu turu atlayalım." dedi Taufan barışçıl bir şekilde ve bu turu engellemiş oldu. Ardından Beste'nin kırık suluğuna minik bir şekilde dokundu. Suluk döndükçe onun mavi gözleri bir pervane misali fıldır fıldır dönüyordu.

"Solar, Taufan'a soruyor." diye bağırdı Duri, heyecanla.

"Doğruluk mu cesaret mi?" diye sordu Solar ve biraz kibirli bir ifadeyle Beste'ye döndü. "Bak, ben adaletsizlik yapmıyorum."

"Bu konuyu kapatsak artık..." dedi Taufan ve sinek kovalıyormuşçasına ellerini salladı. "Cevabım cesareeettt. Çünkü çok cesurum."

"Tamam." dedi Solar heyecanla ellerini çırparak. Bu heyecanı planlarından kaynaklanıyordu. "Şimdi gel benimle." diye kişiliğiyle çelişen bir neşeyle yürüdü. Çalışma odasına gelmişlerdi. İçerideki kitapların arkasından sarkan ipi tuttu ve çekti.

"Hay aksi..." İpi çekince kitaplar üstüne devrilmişti. Solar çok sakar davranıyordu. Evet bu iyiye işaret değildi. İpin çevresinden parmaklarıyla çerçeveledi, yani sıkıca tuttu. Ardından yukarı doğru kaldırdı. "Bu ipi Halilintar'ın beline bağlayacaksın ve birazını da kendine."

"Heyy amaç ne? Halilintar ne alaka?" diye sordu Taufan meraklı gözlerle. Ardından anıları canlandı. Solar daha önce ayısını yapmıştı. Hem de Halilintar ile.

"Hıncımı birinden çıkarmak zorundaydım. O şanslı kişi sensin." dedi Solar, heyecanı hiç eksilmemişti. Sanki hayatının en iyi haberiydi bu.

"Ahh Soll... Camdan atlamanı engellememeliydim." diye mırıldandı Taufan sessizce. "Neyse ki bu fazlasıyla eğlenceli olacak. Ama önce Halilintar'ı bağlamak gerek..."

Taufan sessiz adımlarla Halilintar'ın oturduğu koltuğa yanaştı. Fark etmeyeceğini umarak ipin ucunu uzattı. Nefesini tuttu. Ardından ipi etrafında sardı.

"Hey, ne yapıyorsun?!" diye sordu Halilintar öfkeyle. Aslında ipten kurtulabilirdi, Taufan'ı yere serebilecek kuvvete sahipti ama kardeşi ondan hızlı davranmıştı.

"Lütfen, bunu yapmam gerek." dedi Taufan neredeyse özür diler bir şekilde -sadece alay ediyordu- ve hızlanarak bağlama işlemini gerçekleştirdi. 

"Taufan!" diye bağırdı Halilintar, bu sefer kesinlikle küplere binmişti. Ancak Taufan bunu umursamadı. 

"Hahahaa, bu kör düğümü asla çözemeyeceksin Haliiii." Ardından ipin diğer ucunu kendi beline dolayarak bir çırpıda bağladı. Ardından koşmaya başladı. "Hahahaha!"

"Acıtıyorsun!" diye tısladı Halilintar, ardından oturduğu koltuktan düştü. İpin kendine bağlı olan kısmı çekti. Böylece Taufan yere düştü.

"Hadii ama Halilintar! Seni neşe kaçırıcı." dedi Taufan ve kahkaha atmaya devam etti. "Ve canımı acıttığını da söylemeliyim." diye ekledi ve bir numaralı drama kraliçesi ayağa kalktı.

 "Sorması ayıptır bu düğümü nasıl attın?" diye homurdandı Halilintar ve ipi çekmeye çalıştı. Gerçekten de çok sıkıydı.

"Ehh, geçmişte az ayakkabı bağlamadık. Hele benim ayakkabılarımın bana ayrı bir gıcığı olduğunu söylemeliyim. Sürrekli açılıyorlardı." dedi Taufan ve kıkırdayarak ekledi: "Ama ben ki iyilerin dostu, bağcıkların düşmanı Süper Taufan bu ayakkabı bağcıklarıyla başa çıkmayı başardım."

Halilintar yıldırım kılıcını kabzasından çıkardı ve oflaya puflaya düğümü kesti. Bu biraz hayal kırıklığı yaşamalarına neden oldu çünkü bir gün boyunca bağlı kalmalarını ummuşlardı.

"Şimdi..." dedi Halilintar kollarını birbirine bağlayarak. "Birisi bir açıklama yapacak mı?" diye sordu, gözlerini kısarak.

Solar, Beste ve Duri, "Puhahahahah!" diye kapının arkasından varlıklarını belli ettiler. Beste'nin elinde kedi desenli kılıflı telefonu vardı.

"Bağlı olduğunuz her saniyeyi çektim." dedi Beste, memnuniyetle. "Peki bu görüntüleri kime atmalı? Arish'e mi Iwan'a mı...?"

"Iwan ne alaka? O Blaze'in arkadaşı, benim değil ki?" dedi Halilintar kaşını kaldırarak.

"Nasıl yani? Ama daha dün elli iki mesaj atmıştı. Boşuna mı okudum ben o mesajları?"

"Sen telefonumu mu karıştırıyorsun?" diye hırladı Halilintar ama utancından kızarmıştı.

"Yoo karıştırmıyorum." diye yalan söyledi Beste. Sonra kendi kendine, "Tamam, Arish yeterli olur muhtemelen..." diye mırıldanarak sırıttı. Arish için okulun zorba çocuğu denilebilirdi ve birkaç kez Halilintar'ı küçük düşürmüştü. Haliyle Halilintar ondan nefret ediyordu. 

"Ohh...Bunu yapmayacaksın." dedi Halilintar ve gülümsemeye çalıştı (e.n: uuuuu).

"Tabii ki yapmayacağım. Ben iyi bir ablayım." dedi Beste ve telefonu salladı. "İşte bu yüzden telefonu Solar'a vereceğim. Al bakalım, seçim senin Sol."

"Solarr..." dedi Halilintar acı dolu gözlerle. Onu yalvarırken görmek Solar için büyük bir zevkti.

"Hahahaha..." diye kahkaha atarak yere yattı Beste. Taufan da ona eşlik etti. İkisi de Halilintar'ın acısından inanılmaz zevk alıyordu. Ve gün böyle sonlanmış oldu. Vohhooooooooo!

Son.

Hacebar.

Beste benden daha fena davranıyor denilebilir mi? Yoksa yedi bücür kardeşe sahip olmak gerçekten onu yoruyor mu?

Editör: Embéria Aéris (kiranafuychi.com).

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MAÇEVERA

MAÇEVERA- 2

MAÇEVERA- 14 (FİNAL)