PASTELLER- 1
1: Başlangıç
"Mektupçuuuuuu~" diye bağırdı Hiral.
"Ona postacı denir." dedi Ciyana ve Hiral'in yanına geçip dışarıya bir göz attı. "Ablaaaaaa~"
"Ciyak ciyak bağırmayın." dedi Albo içeri girerken, her zamanki gıcık tavrıyla,. "Şimdi söyleyin. Postacı mı gelmiş?"
"Evvvvettttt!" dedi Hiral ve Merin aynı anda. Ardından koşarak dışarı çıktılar. Ciyana ise Albo'ya benzer, sessiz bir tutum sergiliyordu.
"Sonuçta bana mektup gelmeyecek." dedi Albo ve üzgün bir tavırla oturdu.
"Aaa-llll-booooo Paasss-teeellll" diye okumaya çalıştı Hiral. O karınca duasıyla yazılmış harfler on yaşındaki bir çocuk için zorlayıcı olabiliyordu.
Albo oturduğu yerden kalkmak istemedi. Ancak heyecanlanmıştı. Kardeşleri arasında olgun davranmaya çalışsa da, zıplamak istiyordu. Boğazını temizledi. "Mektubu buraya getirin."
Merin zıplaya zıplaya geldi. "Bize bir mektuppp varrrr." diye bağırdı. Ancak onun sesi Hiral'inki gibi tiz değildi.
"Verecek misin?!" diye sordu Albo, sorgularcasına.
"Yooo!" dedi Merin ve koşarak odadan çıktı. Bu Albo'nun delirmesine neden olsa da, kahkaha atmayı bırakmadı.
"Merin, her gün aynı şeyleri yaşamayalım istersen." dedi Albo ses tonunu bozmamaya çalışarak.
"Onu yakalayayım mı? " diye sordu Ciyana atağa geçerek.
"Tabii ki de hayır." dedi Hiral. Ciyana'yı itti ve koşmaya başladı."Haydi Merin. Ver şu mektubu."
Kısa bir kovalamacanın ardından mektup Albo'nun eline ulaşabildi. Albo heyecandan yerinde duramayacak hale gelmişti ki, normalde hareketsiz biriydi. Mektubun minik kıvrımını araladı ve ilk sözleri okudu. "Sevgili kardeşim Albo..." Biraz hayal kırıklığına uğramıştı. Belli ki mektubu ablası Raya yazmıştı. O ise annesinin sözlerini beklemişti.
"Savaş başlamadan önce, sarayda geçen tatlı anılarımızı özlediğini biliyorum. Üçüzlere bakmamak bile büyük bir nimet. Onların ne kadar haylaz olduklarını tahmin edebiliyorum. Ben yıllar önce sana bir söz vermiştim. On altı yaşında geri döneceğine dair. Hatırladın mı? İşte bu yıl on altı yaşına giriyorsun. Kötü olan şey şu ki sözümü tutamayacağım. Bu hepimiz için daha güvenli olur.
Albo ayağını yere vurdu. Ve öfkeyle mektubu yırttı. Ardından gözyaşlarını hissetti. Yoksa ağlıyor muydu? Gerçekten bir mektup onu ağlatmış olabilir miydi?
İşin aslı Albo'nun eğitimleri başlamadan bitmişti. Savaş başladığında henüz on üç yaşındaydı. Anne ve babası ise onu üçüzlerle pek kalabalık olmayan bir şehre göndermişti. Ve üç yıl sular seller gibi geçmişti.
Üçüzler on yaşındaydılar. En büyükleri Hiral'di. Çocuksu, bir o kadar da hareketliydi. Gerektiğinde hırçın olabilmesiyle beraber genel olarak masum ve tatlı bir hali vardı.
Merin ise en neşeli ve en komikleriydi. Kıvırcık kahve rengi saçlarıyla yerde sürünürdü. Bu yüzden bazen ona süpürge diyebilirsiniz.
Ciyana diğer ikisinin aksine daha sessiz ve dikkatliydi. Sinirlenebilirdi, yine de şefkatli bir hali vardı. Lider biriydi. Bazen Albo bile sözünü dinlerdi.
Gelelim Albo'ya. O sessiz ve içine kapanıktı. Sinirine hakim olamamasına rağmen kardeşleri arasında tatlış bir abla olarak bilinirdi.
Devam edecek...
Hacebar
Wohooo yeni seri. Ama bu sefer tamamen kendi kurgum, bilinçaltım, rüyalarım.
Editör: Embéria Aéris (kiranafuychi.com).
Yorumlar
Yorum Gönder