MAÇEVERA- 12

 12 Kurtuluş:

Büyük olsa da, paslı görünen binanın kapısı dört çift gözün dik dik baktığı bir alana dönüşmüştü. Derken kapı gıcırdayarak açıldı ve içeriden gelen loş ışık etrafı kapladı. Taufan ile Gempa üzerindeki kıyafetlere rağmen oldukça havalı bir şekilde çıktılar.

Gempa'nın yeni aldığı kıyafeti parçalanmıştı. Yüzünde yaralar oluşmuş ve isle kaplanmıştı. Gözlerinin altları yorgunluk belirtisiyle morarmıştı. Yine de kardeşlerine kavuşacağı için heyecanlı görünüyordu.

Taufan ise, Gempa'ya kıyasla daha az yara almıştı. Kıyafetlerinde küçük yırtıklar vardı ve o da Gempa gibi toz ve isle kaplanmıştı. Ancak zaten çamur içinde yuvarlanan bir tip olduğu için pek göze çarpmıyordu. Büyük bir travma yaşamışçasına korkuyla parlayan koyu mavi gözlerini derin bir gülümsemeyle saklamaya çalışıyordu.

"Kıyafetlerimizi bir anlığına unutacak olursak..." dedi Taufan neşeyle. "Sarılmayacak mıyız?"

Aslında kimse sarılmayı düşünmüyordu. Sadece birkaç günlüğüne ayrı kalmışlardı ve bu özlem fazla hissettirmemişti. Yine de Taufan'ı kırmayıp kollarını birbirlerine doladılar. Bir kaç saniye sonra gökten bir şey düştü. 

"Fann, dönmüşsünnnn!" dedi Blaze sırıtarak. Bir duvarın tepesinden aralarına atlamıştı. Sonra da bu durumu unutmuşçasına zıplamaya başladı. "Bakın size ne buldum!"

İşaret parmağıyla kalabalık bir topluluğu işaret eti. Giyimleri kahverengi ve siyahtı. Ellerindeyse devasa kılıçlar tutuyorlardı.

"A-ama bu bir ordu...?" dedi Beste şaşkınlık içerisinde. Blaze'in gökten düşmesine mi, yoksa ciddi görünen askerlere mi şaşırsa, bilememişti. "Sen bu kadar insanı nereden buldun??"

"Onlar Maçevera ordusu. Zamanında komutanın arkadaşının oğluyla mı ne kavga etmiştim." diye hafifçe kıkırdadı Blaze. "Ama bunun bir önemi yok. Sonuçta onları getiren benim."

"Bu kadarı yeter." dedi başlarındaki kişi. Ciddi görünüyordu. "Öncelikle kalenin yerini tespit ettiğiniz için teşekkür ederiz—"

"Ne demek, rica ederiz." diye ortaya atladı Solar. Ardından kumandanın sözünü kestiğini fark edip geriye doğru iki adım attı.

"Yıllardır aradığımız gizemli ve sırlar dolu bir yerdir burası. Koruyan adamları da tek başınıza yenemeyeceğiniz kadar güçlüdür. Sizin yardımınıza ihtiyacımız olabilir." dedi ve çenesini kaşıdı. "Tamamdır, artık saldırabiliriz." Garip görünse de hızlı bir karar almıştı. Etrafını yokladı. "Saldırıınn!"

Kapı tekrar aralandı. Ama bu sefer Gempa ve Taufan'ın esir edilmekten kurtulması gibi hayırlı bir sebepten dolayı değil; bir müjdenin aksine, kudurmuş gibi görünen son düzey teknolojik silahları kuşanmış iri adamların hücum etmesi yüzündendi. Hem de onlarca, hatta yüzlerce insan... Maçevera ordusundan çok daha korkunç gözüküyorlardı ve asla onlar gibi cana yakın bir sevimliliğe sahip değillerdi. O kadar insan, hep beraber etraflarını kuşattılar.

"Eeee... bir soru soracağım. Bu kadar insan şu daracık binaya nasıl sığıyor?" diye sordu Duri, kafa karışıklığı ve merak karışımı bir tonda. "Kendilerini küçültme cihazı ile küçültüyorlar mı? Nasıl oluyor?"

"Güzel başlamıştın aslında da..." dedi Gempa ve nazikçe gülümsedi. Hemen sonra gülümsemesi dehşete dönüştü. "Sorulması gereken soru şu; biz bu kadar insanı nasıl yeneceğiz?"

Devam edecek...

Hacebar

Söylemeye utanıyorum ama... Hayat kısa Blaze uçuyor. XDDD

Editör: Embéria Aéris (kiranafuychi.com)

Ve notu: HER ZAMANKİ GİBİ HARİKA! OKUMAZSANIZ BÜYÜK BİR ŞEYİ KAÇIRMIŞ OLURSUNUZ! 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MAÇEVERA

MAÇEVERA- 2

MAÇEVERA- 14 (FİNAL)