MAÇEVERA- 6
6: Bilinmezin Ötesine
Kaldırımda geçecek yer bırakmamışçasına, sekiz kişi, el ele kafile kafile yürüyorlardı. İkindi vakti gelmişti. Binaların arkasından ortamın kızıllaştığına dair belirtiler gözüküyordu.
"Bu nedir kardeşim, yörük müyüz biz? Oradan oraya göç ediyoruz." diye homurdandı Blaze, huysuzca.
"Ne göçü kibrit çöpü? Alışveriş merkezi görürsek gireceğiz işte." diye aynı sesin daha kalınıyla homurdandı Halilintar.
"Bir ilçe yürüdük. Bu da mı göç değil şalter bey?" diye dalga geçti Blaze. Ama gerçekler ortadaydı. Sanki yürümek için dışarı çıkmış gibiydiler.
"Eeee Gempa, gelmedik mi?" diye fısıldadı Halilintar, yanında yürüyen kardeşine.
"Ha?" Gempa gözlerini kırpıştırarak ona baktı. Sanki uyuyormuş da, yeni uyanmış gibiydi. "Ah, şu ilerideki dükkana gireriz, evet."
Derken gökten büyük bir ses yükseldi. Çığlıklar ve gerilim dolu bir melodi. Kardeşler 'ne oluyor?' dercesine bakıştılar. Zaman geçtikçe uğultular artıyordu.
Halilintar'ın nefesi kesilirken, gözleri büyüdü. "Ha-hatırlıyorum..."
Herkes Halilintar'a baktı, ama o hiçbirinin farkında değildi. Dizlerinin üstüne çökmüştü.
"Beste yok, Gempa yok, Taufan yok, Blaze yok, Duri yok, Solar yok, Ais yok... Sadece ben varım. Bir de yanımda, hayatta kalabilmek için deli taklidi yapan garip bir adam. 'Dayanmalısın. Mutlu günleri hatırlamalısın' diyor. Kim olduğumu bile hatırlamıyorum. Karanlık bir hava durumu ve her yerden çığlık duyuyorum. Benim çığlıklarım ise kendi içimde. Ne için çığlık attığımı bilmesem bile."
Halilintar doğruldu ve cebinden garip bir nesne çıkardı. Nesneyi delirmişçesine sallayarak tuttu. Bu siyah bir kutuydu. Üzerindeyse, Gempa'nın ne olduğunu anlamadığı desen kazınmıştı.
"Ama... ama bu desen!" diye bağırdı Gempa. Ciddiyeti tamamen bozulmuş, onun bunu nasıl, nereden bulduğu düşüncesi zihnini ele geçirmişti.
"Yaklaşma!" diye bağırdı Halilintar. Gözleri delirmişçesine, korkunç öfkeli bakışlar atıyordu. "Düşmanımsınız siz benim..." Ve kızıl-siyah yıldırım kılıcını oluşturdu. Kılıcını garip nesnenin üzerinde tuttu. Hareket etmese de, delirmiş bakışlarını üzerlerinden bir an olsun ayırmıyordu.
"Düşman mı? Yo biz senin düşmanın değiliz. Kardeşiniz. Hatırlamadın mı bizi?" diye sordu Gempa, bu işte bir tuhaflık sezerek. Ancak Halilintar'ın bakışlarında hiçbir değişiklik olmadı.
"Üç defa sarı, beş defa siyah, sonra bir kez sarıda dur, sonra yedi kez kırmızı, ardından iki defa mavi... Hayır, düşmanımsınız siz benim." diye yineledi Halilintar, yüzü daha da kararırken ve kılıcını garip kutuya geçirdi.
Solar bir hışımla Halilintar'ın kılıcını kabzasından, tam da Halilintar'ın elinin üstünden tuttu. Korkmuş gözlerle kılıcı çekmeye çalıştı.
Halilintar tek eliyle kolayca onu geriye itti. Solar pes etmedi ve gücüyle baskı yaptı.
Halilintar gerilerken, garip nesneyi Solar'ın ışığına doğru tuttu. Duri'nin gücünü kaybetmesinden önceki beyaz ışık belirdi.
Kimse gözünü açamazken, Halilintar yok oldu...
İkizinin kaybolduğunu gören Taufan, ne olduğunu anlayamamış olmasına rağmen, korkunç bir öfke ve kederle, "Solar—sen!" diye bağırdı.
Solar'ın kendisi de dehşete düşmüş, "Yo... Yo hayır, bunun olmaması gerekiyordu." diye fısıldıyordu. "Gücüm birini yok etmek için değildi, geriye çekmeye çalışmıştım..."
Altı kardeşi de Solar'a kötü bakışlar atarken, hala ne yaptığını anlamaya çalışıyorlardı. Ve Gempa... Gempa ağlıyordu. Hıçkırıklarını gizlemek için bir mendili ağzına bastırmıştı (e.n: elbette içine değil, saçmalamayın).
Beste kardeşine yaklaşırken, "Gempa, iyi misin?" diye sordu ve titrek bir gülümseme ile yanına oturdu. "O sadece kayboldu biliyorsun değil mi?"
Bunu derken göz bebekleri küçüldü. Evet! O kaybolmuştu. Kayıplar ise çorabın teki gibi ortaya çıkacağı anlamına gelmezdi. O hayattan kaybolmuştu.
Beste etrafına baktı. Ağlamamalıydı. Eğer ağlarsa kardeşleri güçsüz hissedeceklerdi. Ama duygusal ruhunu tutamadı. Dudakları titremeye başladı. Minik bir hıçkırıkla umutsuzluğa giden yola adım attı. Tekrar gözünü açtığında diğer kardeşlerinin de, sulu gözlerle kendisine baktığını fark etti. Perişan haldelerdi.
Ne olacaktı? Halilintar olmasa bile, yaşanması gereken bir hayat yok muydu? Ama nasıl olacaktı işte?
Devam edecek...
Hacebar
Bunun için ok üzgünüm ağağağğağağğa
Editör: Embéria Aéris (kiranafuychi.com). Ve notum: Ağlamadım.
Yorumlar
Yorum Gönder